Beethoven’ın matematiği

Beethoven’ın matematiği

Tigana’nın Serdar Kurtuluş ve Bobo’da ne kadar ısrar ettiğini ve ne denli haklı çıktığını görünce onun Burak’a da bir hayli inandığını hatırlayıp, kendimi sorgulama ihtiyacı duyuyordum. Ta ki Burak’ın Beşiktaş TV’ye verdiği demeci öğrenene dek: “Hayatım boyunca matematiği hiç sevmedim. Lisede de matematik derslerini anlamaz ve sınıftan kaçardım zaten”…
Tabii ki Burak’ın bir kabahati yok, bu ülkede matematikten anlamamak, övünç kaynağıdır garip bir şekilde… Bir sürü sınıf arkadaşımız vardı matematikten “hiç çakmamakla” hava atan. Sonra da tonla iş arkadaşımız oldu tabii, “Aman, ben hesap kitap işlerinden hiç anlamam” diyen ve bununla gurur duyan… Zira bu insanlara matematik, rakamların birbiriyle sebepsiz yere çarpılıp bölünmesinden ibaret, gerçek hayatta uygulama alanı olmayan bir bilim olarak tanıtılmıştır. Oysa sanılanın tam aksine, hayatta karşılaşılan ve içinde hiç rakam olmayan birçok problemi çözmek, matematiksel düşünme yeteneği gerektirir: Önce “Problemi anlamaya çalışma”, ardından “Problemle ilgili verileri toplayıp değerlendirme, aralarında ilişki kurma”… Sonra “Sezgisel tahminlerde bulunma, hipotez kurup teori geliştirme” ve nihayet “En güçlü çözümü bulup doğruluğunu sınama”…

Muhakeme

Matematikle yıldızı hiç barışmayan Burak Yılmaz’ın sahada (veya bütün bir futbol yaşantısında) karşılaştığı problemleri çözmekte sıkıntı yaşaması sürpriz değildir. Ve yine bu bilimle arası hiç hoş olmamış bir mimarın, doktorun, tarihçinin, gazetecinin de işini kusursuz yapamayacağı apaçıktır. Birkaç hafta önceki Beşiktaş-Sivasspor maçında ekrana “isabetli şut” istatistiğini, (2/5 ve 3/5 olması gerekirken) 5/2 ve 5/3 olarak yansıtan ve 90 dakika boyunca hatasını tekrar eden arkadaşımızın bize maçın şifresini sunmasını bekleyemezsiniz. Ya da Zico, “Avrupa maçlarının ardından takımın performansı düşüyor” dediğinde “10 maçta 6 galibiyet, 1 beraberlik ve 3 mağlubiyet” alındığı istatistiğini delil göstererek “Rakamlar, Zico’yu yalanlıyor” diye büyük bir gazetemizde haber yapan editörün (ve onun yöneticisinin de) ufkumuzu açacak sayfalara imza atamayacağı aşikar (Zira Zico haklıdır, 10 maçta 19 puan, Fenerbahçe’nin genel ortalamasının altındadır)…
Ülkenin önemli bir futbol programında, memleketin önemli futbol adamlarından birisi “Bu ligin isabetli pas ortalaması yüzde 20 imiş” diyorsa, karşısındaki hoca da “Yahu yüzde 20 demek, 5′te 1 demek… Her 5 pastan sadece 1′i doğru olursa, 4′ü yanlış demektir. Böyle bir şey olabilir mi?” diye düşünmeden, rakamları hiç sorgulamadan kabul ediyorsa, onun futbolla ilgili (ve hayatla ilgili) analizlerinden de artık şüphe edersiniz. Aynı programda birkaç dakika sonra, “Hocam, son 5 yılda Türkiye’de ah vah denecek 14 bin pozisyon kaçmış” sözü de geçti ki, bu bilgiyi canlı yayında yorumcuların sorgulaması zordur, ama onlara o rakamları fısıldayanların da matematik ve futbol bilgisinden izleyici tereddüt duymuştur. İddiaya göre 5 yılda 14 bin, yani yılda 2 bin 800, yani maç başına yaklaşık 9 “ah vah” denecek pozisyon kaçmış! Bu ülkede bir maçta ortalama 2,5 gol atılıyor zaten… Her maçta 9 tane de “ah vah” denecek pozisyon kaçabilir mi? Her maçta 11-12 net pozisyon olur mu? Siz rakamları böyle hoyratça ve hiç muhakeme etmeden dillendirirseniz, sizin verdiğiniz başka herhangi bir bilgi güvenilir olabilir mi? Veya siz bir gün “İngiltere’deki maçlara bakıyorum da, Türkiye’de futbolun kalitesi çok düşük” dediğinizde birisi çıkıp size, “Ben de İngiltere’deki gazetelere, televizyon programlarına bakıyorum, Türkiye’de yazarlığın, yorumculuğun kalitesi daha da düşük” demez mi?

Hiç şüpheniz olmasın ki, dünyanın en iyi yazarları veya kainatın en gözde ressamlarının da başarılarında matematiksel düşünmenin yeri çok büyüktür. Ahmet Ümit, o fevkalade polisiye romanlarını, Sezen Aksu dilimizden düşmeyen şarkılarını yazarken matematiksel düşünme yeteneğinden faydalandılar. Beethoven’ın matematiği, Pisagor’dan çok çok geride değildi, muhtemelen Alex de Souza’nın da öyle.. O Alex, CSKA maçında ikinci golde Uğur Boral’a o pası sadece 5 km/sa. daha hızlı verse top auta çıkacak, 5 km/sa. yavaş verse rakibi araya girecekti.
Bu arada unutmadan, “matematik” kelimesi, Eski Yunanca “mathema” (öğrenme) kökünden türemiş ve “öğrenmekten hoşlanan” anlamına geliyormuş. Bilmem başka söze gerek var mı?

Üç cümle, üç Fenerbahçe

Murat Yığcı 2004 yazında Futbol Ateşi dergisinde Fenerbahçe’yi şöyle tarif etmiş: “Kağıt üzerinde tek bir sorun bile yok gibi görünürken, herkesin büyük sorunlar olduğunu düşündüğü; gerçekten büyük sorunlar olduğu bilindiğinde ise herkesin her şey yolundaymışçasına rahat olduğu bir takım.
Ebru Köksaldı’nın geçtiğimiz hafta Fanatik Gazetesi’nde yaptığı Fenerbahçe tanımı ise 3 yıldaki bariz değişimi ortaya koyuyor: “Türkiye’de derbilerin sonucu hangi takımda değişiklik yaratmıyorsa, hangi takım normal hayatına devam edebiliyorsa esas galip de o takımdır.”

Değişimin gerekçesini ise okur dostumuz Mürşide Demirkol bize iletti. Fenerbahçe TV’de Zico’nun şu sözleri yayınlanmış:
“Maç kelimesi, İngilizce’de müsabaka/karşılaşma kelimeleri ile anlamdaş kullanılırken Portekizce’deki karşılığı ise oyundur; bizim futbol anlayışımızın farkı, belki de buradadır.”

Uğur Meleke’nin milliyet gazetesinden alıntıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: